5,000/1

“Kasım 1999’da Avrupa’da bahisçiler, Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı alma ihtimalini 1’e 250 olarak hesapladı. Ama burada, Türkiye’de kimileri için tek bir ihtimal vardı. Çünkü tek ihtimalli hikayeler, tarihin ta kendisidir.

Underdog olgusu, genç jenerasyon için belki de bu cümlelerle ilk kez zihnimize kazındı. Zira Galatasaray’ın 99/00 sezonunda UEFA Kupası’nı kazanması ne taktik, ne kurgu, ne saha avantajı, ne de kadro kalitesiyle açıklanamazdı. Başka bir mevzu dönmüştü o sezon; eldeki hiçbir doneyle mantıklı bir açıklaması yapılamayacak bir başarı elde edilmiş, bütün spor kamuoyu allak bullak olmuştu.

Yine 99/00 sezonunda Roy Makaay’la, Flavio Conceiçao’yla Real Madrid’e içerde 5 sallayıp kazıya kazıya şampiyon olan Deportivo ile 08/09 sezonunda gol kralı Edin Džeko (28 gol) ve Grafite (26 gol) ikilisiyle Bayern’e içeride 5 sallayıp Bundesliga’yı darmaduman edip ipi göğüsleyen Wolfsburg’u da eklemek lazım.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan ise…

Paddy Power adlı bahis sitesi, 2015 yazında Kim Kardashian’ın 2020’de ABD Başkanı olma ihtimalini 1’e 2000 ve Elvis Presley’in hala yaşıyor olma ihtimalini yine 1’e 2000 olarak görüyordu. Leicester City’nin Premier Lig şampiyonluğuna verilen oran ise 1’e 5000’di!

Her ne kadar İngiltere’nin en köklü kulüplerinden biri olsa da, 15/16 sezonu İngiltere Premier Lig Şampiyonu Leicester City en azından benim için “şu bizim Muzzy İzzet’in oynadığı takım değil mi”den ibaretti… Tottenham’ın yeni süperstar adayı Harry Kane’in, bundan 4 yıl önce Jamie Vardy ile aynı yedek kulübesinde oturup nöbetçi golcü rolünü paylaştığından bile daha yeni haberim oldu mesela…

Harry-Kane3

Gözden uzak kurgulanan takım mühendisliğinde çok çarpıcı detaylar var, bu detayların başında Claudio Ranieri geliyor. Lametini, Puteolana, Cagliari, Napoli, Fiorentina, Valencia, Atleti, Chelsea, Parma, Juventus, Roma, Inter ve Monaco ile bir kez bile şampiyonluk tadamamış; EURO 2016 elemelerinde Yunanistan Milli Takımı’nın başındayken iç sahada alınan Faroe Adaları yenilgisiyle bileti kesilmiş teknik adamın orta seviye olarak tabir edilebilecek takımlarda hissettirdiği etki ise takdire şayandı. Kendisi Hikmet Karaman’dan görmeye alışık olduğumuz ekol takım takibini yaparak, Bayern Münich ve Dortmund idmanlarına katılıp, Guardiola ve Klopp’un çalışma yöntemlerini izlemiş. Ranieri hocam her ne izlemişse, yine de, alternatifsiz ve pamuk ipliğinde ilerleyen Leicester kadrosuyla 4-4-2 ısrarını sürdürüp şampiyonluk ipini göğüslemesinin ardında ‘inanç’tan başka bir tutarlılık görmek zor…

“İki ay süren bir deneme sürecinin sonuna doğru geliyorduk. Hava çok soğuktu ve kar altında zorlu idmanlar yapıyorduk. Oradaki zamanımın dolduğunu anladım. Tesisten çıkmaya iznimiz olmadığı için gizlice ayrılmalıydım. Ödünç aldığım bir bisikletle tesisteki eşyalarımı alıp havalianına giden ilk trene bindim ve oradan ayrıldım.”

“Fransa’da çok fazla insan bilmiyor çünkü ben Leicester City’e transfer olmadan önce takım İngiltere 2. liginde mücadele ediyordu. Hatta takımın adını ilk duyduğumda rugby takımı sanmıştım. Transfer teklifi geldiğinde kabul edip etmeme konusunda emin olamadım. Ancak daha sonra transfer görüşmesi için kulübe geldim ve tesislerden çok etkilendim.”

İskoç ekibi Saint Mirren’de çıktığı deneme idmanlarından firarını ve Le Havre’den Leicester’a transferini bu demeçlerle anlatan Riyad Mahrez’in sihirli lambadan geç çıkışının sebebi aslında cümlelerinde gizli. Le Havre zamanında teknik ekipten “tembel” damgasını (çocuğunuz çok zeki ama çalışmıyor) yiyişiyle başlayan süreç; inatçılığı, dağınıklığı ve kendine fazla güvenmesiyle de birleşince, onunla normalden bir kaç yıl daha geç tanışmamıza sebep oldu. 500k euro ücretle kadroya katılan Riyad Mahrez’in şu anki değeri yaklaşık 20 milyon euro…

İşin bir de Jamie Vardy kısmı var… 2010 yazında, 5 yıldır çalıştığı fabrikadan ayrılıp 5. lig takımı Halifax Town’da oynamaya başlayan Vardy, 2015 yılında ise Premier Lig’de üst üste 11 maç gol atarak Ruud Van Nistelrooy’un 10 maç üst üste gol atma rekorunu kırdı… 2010 Dünya Kupası’nı Sheffield’da bir barda bira içerek takip ederken, şimdi ise Fransa’da düzenlenecek EURO 2016’da İngiltere Milli Takımı’nın as forveti olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Film senaryosu olarak değerlendirilecektir, Asif Kapadia kaçırmaz bu öyküyü…

Diğer parçalara bakıldığında, bataklıktan okyanusa doğru ilerlerken gemiyi bir an olsun terketmeyen Andy King, arka kollayan kaptan Wes Morgan, her maç ekmek arası insan yemişçesine hareket eden herşeyi kovalayan N’Golo Kanté, menajerlik oyunu müptelalarının yakından tanıdığı Robert Huth, babasının futbol dünyasına ihtişamla sunduğu soyadının hakkını vermek için çabalayan Kasper Schmeichel, Schalke zımbacısı Christian Fuchs, Drinkwater, Okazaki…

2F94D9CB00000578-3371659-image-a-20_1450864800156

Chelsea’nin Mourinho ile ligin ortalarında küme düşme hattına kadar gerilemesi, Liverpool’un Rodgers’ın görevine son verişi, City’de menajer-oyuncu arasındaki fonksiyonların işlevini kaybetmesi ve Arsenal’ın her sezon görmeye alışık olduğumuz Mart-Nisan ayları sendromunun da katkısıyla bir spor mucizesine tanıklık ettik. Neresinden tutarsan tut Leicester City o kadar muazzam bir iş başardı ki, 5000/1’lik ihtimal bile iyimser kalıyor. Bu mucizeye bir açıklama getirmek yerine, olan biteni akışına bırakıp neler olacağını izlemeye devam etmek lazım. Dilly-ding dilly-dong!