Hızlı Perspektif Kabuk Değişimi

Fenerbahçeliler için basketbol her zaman futbolun ardından gelir, sadece derbilerde salon dolardı. Camia 100. yılı itibariyle amatör branşlarda da atılım yapmak istiyordu ve en büyük atılımı da Ülkerspor’la birleşerek yaptı. Takımın başında Aydın Örs vardı ve Ülkerspor’dan Ömer Onan, Oğuz Savaş gibi isimleri kadrosuna kattı. Bu isimlerin yanında Fenerbahçe ile özdeşleşen efsane İbrahim Kutluay da aradan geçen 7 yıldan sonra yuvaya döndü. Birleşmeden sonra Ülkerspor’un Euroleague katılım hakkını da alan Fenerbahçe’de hedef bu sefer sadece lig değildi. Aydın Örs’lü ilk sezonda Efes’i finalde 4-0’la geçen Fener, tam 16 yıl sonra kupayı müzesine götürmüştü. Başarılı geçen sezona rağmen Aydın Örs’le bitime 1 ay kala yollar ayrılmış ve hali hazırda milli takımın başında olan Bogdan Tanjevic getirilmişti. Bu duruma tepki gösteren bazı taraftarlar kulüp binasına yürüyüş bile yapmıştı.

Tanjevic’in gelmesi, kulübün çıtayı ciddi anlamda yukarılara taşıdığını gösteriyordu fakat Avrupa’da Fenerbahçe için işler yine istenilen gibi gitmemişti ve Tanjevic taraftarlarca hedef haline gelmişti. Efes Pilsen’e 2-0’dan verilen seri artık bardağın son damlası olmuş ve taraftarlar arasındaki bağ tamamen kopmuştu. Yugoslav koç, sağlık sorunlarını gerekçe göstererek 09/10 sezonunun sonunda Fenerbahçe’den ayrıldı. Fenerbahçe’nin yeni koç arayışı uzun sürmemiş, Spahija ile sözleşme imzalanmıştı. Spahija’nın imzasının akabinde kadroya Hırvat basketbolunun büyük umutlar beslediği Bojan Bogdanovic, Litvanya basketbolunun yıldızı Lavrinovic, bir diğer Hırvat Marko Tomas ve Avrupa basketbolunun en heyecan verici oyun kurucusu Sarunas Jasikevicius katılmıştı. Türkiye’de ipi göğüsleyen Fener, Avrupa’da ise yine beklenen başarıyı gösterememişti. Bir sonraki sezon, yani Spahija’nın son senesi ise taraftarlarca neredeyse eziyetti. Takımın ana rotasyonu sahada verdiğinden çok alan Ukic, “yaşattığı kadar öldüren” Jerrells ve atletizmden başka bir meziyet gösteremeyen, hatta sahada nerede duracağını dahi bilmeyen bir görüntü çizen Gist’e bırakılmıştı. Yıllarca Fenerbahçe taraftarının zıt kutbundaki Kaya Peker’de işin cabasıydı… Sefholosha’nın takıma katılması haricinde olumlu bir hamle görmek zordu… Şube resmen yokuş aşağı freni patlak araba gibi gidiyordu. Bu “hızlı ama yokuş aşağı” gidişe bir dur demek isteyen yönetim, dönemin Siena koçu Pianigiani ile anlaşmıştı. Pianigiani gelirken eli boş gelmemiş, Avrupa’nın en atlet oyun kurucusu Bo McCaleb ve David Andersen’i de getirmişti. O dönem Avrupa basketbolunda pota altı kraliyetini ilan eden Batiste ve en iyi dış alan savunmacılarından Sato da PAO’dan Fenerbahçe’ye katılan isimler olmuştu.

Yıllarca Diamantidis’le P&R oynamaya alışkın Batiste top alamıyor, ceza şutorü olarak bildiğimiz rol adamı Sato takımın en fazla top kullanan oyuncularından birisi oluyordu. Tabiri caizse ribaundu alan oyuncu kimseye pas vermeden potaya gidiyordu. İş iyice çığırından çıkmış, takımı bir ara Ertuğrul Erdoğan bile devralmıştı…

Fenerbahçe taraftarı yeni sezon öncesi “bakalım bu sefer başımıza ne gelecek?” diye düşünürken, başlarına gelebilecek en iyi şey geldi. Kozalak kelebeğe dönüşmeye çok yaklaşmış, Fenerbahçe yönetimi Zeljko Obradovic ile anlaşmıştı. Şube o kadar vahim haldeydi ki herkes sihirbazın neler yapacağını merakla bekliyordu. Avrupa tarihinin en iyi koçu, en zor sınavlarından birini üstlenmişti. Milli takımın geleceği olarak gösterilen Kenan Sipahi ve İlkan Karaman, NBA’de boşa geçen yıllardan sonra Avrupa’ya dönme kararı alan Kleiza, Sırbistan basketbolunun büyük umutlar beslediği Nemanja Bjelica ve şuanki takım kaptanı Melih Mahmutoğlu takıma katılmıştı. Taraftarlar bu sefer temkinliydi. Geldiği ilk sene Cumhurbaşkanlığı Kupası ve Ligi kazanan Obradovic’in öğrencileri ilk sene Avrupa’da deneme sürüşüne çıkmıştı tabiri caizse. Önümüzdeki sene hedef daha büyüktü. Avrupa’da başarı. Bu hedefte bir önceki sezon Eurocup’un MVP’si olan ve Kobe Bryant tarafından ‘Mini Mamba’ lakabı takılan Goudelock, Sırbistan’ın bir diğer parlayan yıldızı Bogdan Bogdanovic, uçan Çek Jan Vesely, Luka Zoric ve bir önceki sezonun şampiyonu Maccabi’nin yıldızı Ricky Hickman takıma dahil olmuştu. Fenerbahçe gün geçtikçe hücumda inanılmaz bir akıcılıkla oynuyordu. TOP-8 maçlarında karşılarında son şampiyon Maccabi vardı. Herkesin heyecanla beklediği seride Fenerbahçe son şampiyonu süpürmüş ve seriyi 3-0’la geçmişti. Tarihinde ilk kez F4’a kalan Fenerbahçe’nin rakibi, senenin favorisi ve ev sahibi Real Madrid’di. Maçta Madrid o kadar sert oynamıştı ki Fenerbahçe reaksiyon dahi gösterememişti. F4’da umduğunu bulamayan Fenerbahçe ligdeki Play-Off serisinde ise Karşıyaka ile karşılaşmıştı. Şok edici bir sonuçla Karşıyaka’ya elenen Fenerbahçe başarılı geçen bir sezonda neye uğradığını şaşırmıştı.
Obradovic sezon sonu o bildiğimiz neşteri eline almıştı… Karşıyaka mağlubiyetinden sonra gece kulübünde eğlenceye giden Goudelock gönderilmiş, takımda kalacağını söyleyen Nemanja Bjelica da NBA’in yolunu tutmuştu. Sene başından beri istediği verimi alamayan Obra, yerlilerin çoğuyla da yolları ayırmıştı. Şimdi umutu tazelemekteydi sıra. Oly’de yıllarca en iyi yardımcı erkek rolünü oynayan Sloukas daha büyük tekliflere rağmen lider bir oyuncu olmak için Fenerbahçe’ye geldi. NBA 1. tur 6. sıradan draft edilen ama istediği fırsatı bir türlü bulamayan Udoh da gelmişti. Sene başında kimsenin anlam veremediği Antic de Fenerbahçe formasını sırtına geçirmişti. Bu transfer için Obradovic’e komisyoncu suçlaması bile yapılmıştı ama F4 maçlarında değerini gösterdi Antic. 1 milyon euro transfer ücretiyle alınan Nikola Kalinic ne kadar değerli olduğunu Real Madrid serisinde gösterdi. Karşıyaka’nın mucizevi şampiyonluğunda en büyük pay sahibi olan Bobby Dixon 35 yaşında takıma katılmıştı. Evet riskti bu ama koç ona güveniyordu, gerisi de önemsizdi. Seneye büyük soru işaretleriyle başlayan Sarı Lacivertli ekip gün geçtikçe basketbolunu kusursuzlaştırdı ve sene ortasında CSKA ile birlikte Euroleague’in en büyük iki favorisinden biri haline geldi. Beklendiği gibi F4’a kalan Fenerbahçe yarı finalde Laboral ile karşılaştı. İyi başladığı maçı zora sokan Fener, uzatmalarda maçı kazanmayı bildi. Tek bir maç kalmıştı artık. Final maçına çok kötü başlayan Fenerbahçe bir ara 20 sayı geriye düştü fakat maçı bırakmadı. Koçun sene başında arzuladığı tam da buydu. Yumruğa yumrukla cevap veren, maçı bırakmayan bir Fenerbahçe… Nitekim öyle de oldu ve 20 sayıdan geri gelip maçın bitimine 3.9 saniye kala önce geçti. Fakat potadan sekip Khryapa’nın eline yapışan o top… Khryapa’nın tipiyle uzatmalara giden maç, final four tarihinin en kötü hakem performansının da etkisiyle Fenerbahçe’nin elinden kaydı gitti. Evet belki kupa alınamamıştı ama herkesin yıllarca çocuklarına anlatacağı bir takımı vardı artık Fenerbahçelilerin.

Önümüzdeki yıllarda Fenerbahçe’nin ihtişamlı başarılara koşması için hiçbir engel yok artık. Bütünleşmiş ve futbol taraftarını bile arkasına almış bir takım, birbirine saygı duyan bir teknik ekip ve en önemlisi oturmuş bir sistem var. Fenerbahçeliler rahatça arkasına yaslansın, 40 dakikanın keyfini çıkarsın. Bize de Obradovic ile nice uluslararası başarılar ve Avrupa şampiyonluğu yazısı yazmak nasip olsun.