Turnuva başlarken İrlanda üzerine…

Her şey bir şarkıyla başladı… O zamanlar gitar dersi alıyorum, hocam da canım abim, bandanaların kralı Ali Ece. Çoğunuzun bildiği üzere kendisi fahri İrlandalı’dır, hatta mevsim tanımaksızın yağan yağmurlardan sıkılan James Joyce’un ılıman Anadolu topraklarında Ali Ece olarak reenkarne olduğu söylenir. Her şey, onun öğrettiği bir şarkıyla başladı: İrlandalı The Pogues grubunun Ege ezgileriyle de bezeli “Hell’s Ditch” parçasıydı… o şarkıyı “Turkish Song of the Damned” izlerken, çok geçmeden The Dubliners, The Wolfetones gibi İrlanda halk müziğinin efsanevi topluluklarına da dalıp dalıp çıkmaya başladım. “Foggy Dew” türküsünü de ilk defa The Dubliners’tan dinlemiştim sanırım; “Daha iyidir İrlandalı bir göğün altında ölmek, Suvla ya da Seddülbahr’de ölmekten” diyordu türküde… İrlanda’dan Türkiye’ye uzanan bir yol vardı ve ben bunu fark ettiğimde İrlanda’ya ilgim iyiden iyiye arttı. Bu başka bir yazının konusu olduğundan burada bahsetmeyeceğim, ancak İrlanda halkıyla Türkiye halkı arasındaki tarihsel dostluğu keşke daha çoğumuz bilsek!****

Zaman içinde birçok İrlandalı da tanıdım. İstisnasız hepsi çok neşeli ve sıcakkanlı insanlardı. Beyoğlu’ndaki bir Irish pub’da tanıştığım Bobby de susmak bilmeyen, her yerinden neşe fışkıran, bir saattir tanısam da kırk bir yıldır tanıyormuşum hissi veren bir arkadaştı. “Kafa çocuk” ifadesini sözlüklerde ararsanız göreceksiniz zaten, şöyle yazar: 1. Sıcakkanlı, hoşsohbet insan. 2. Bobby. Bobby, Türkiye’ye bir öğrenci değişim programıyla gelmişti ve tanışma toplantısını ekip, Dünya Rugby Şampiyonası’nda İrlanda’nın maçını izlemek için kendini pub’a atmıştı. Maç biterken çoktan koyu bir sohbete dalmıştık; rugbyden boksa, bokstan da futbola atladık… “Babamın babasından sonra en sevdiği ihtiyar Jack Charlton’dı” demişti, “1990 Dünya Kupası’nda çeyrek final… tamam, belki gruptan çıkarken hiç galibiyet alamamışız ama çeyrek final işte!”

Şimdi 2016 Avrupa Şampiyonası başlarken işte bu sohbeti hatırlıyorum. 1990 Dünya Kupası, İrlanda’nın uluslarası turnuvalardaki en büyük başarısıydı. Ancak onda bile tek galibiyetlerini son 16 turunda Romanya’ya karşı penaltılarla almışlardı! Jack Charlton’ın elindeki kadro da aslında o kadar da kötü değildi. Bir defa ilerde Tony Cascarino gibi bir efsane ve o dönem 23 yaşında olan Manchester Cityli Niall Quinn vardı. Liverpool’da geçirdiği kısacık döneme onlarca gol sığdıran John Aldridge de cabası!… Ancak Charlton, takımına “ciğersizce baskı” soslu biraz “Dublin geçilmez” biraz da “Şişir uzuna!” oynatmayı tercih etmişti. E, başarılı da olmuştu. Üstelik sadece 1990 Dünya Kupası’nda değil, 94’te de beklentilerin üzerine çıkmıştı! Bugünse İrlanda Milli Takımı’nın en önemli silahı olan teknik direktör Martin O’Neill’ın elinde yetenekleri oldukça kısıtlı, ama buraya kadar eleme grubunu lider Almanya’nın sadece dört puan gerisinde üçüncü bitirip play-offlarda Bosna’yı eleyerek gelen bir kadro var.

Böyle turnuvalarda hemen herkes kendi ülkesi dışında da bir takıma sempati besler. Ben de bir İrlanda Cumhuriyeti sempatizanı olarak, türkülerini, şarkılarını, şiirlerini ezbere bildiğim bu güzel ülkenin 2016 Avrupa Şampiyonası’nda nerelere gelebileceğini düşündüm. Eleme gruplarındaki performanslarına bakarsanız, hiç belli olmaz… Ama yarım saat bile bir İrlanda maçı izlediyseniz, sahadaki takımın futboldan çok rugby oynamaya yatkın olduğunu oyuncuların koşuşlarından bile anlamışsınızdır.

İrlanda Milli Takımıyla ilgili bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde Ali abiden bana bir cümleyle İrlanda Milli Takımını özetlemesini rica ettim ve aslında İrlanda’nın 2016 Avrupa Şampiyonası’ndaki durumunu en güzel onun cümlesi açıkladı: “Tezahüratları oynadığı oyundan on kat güzel takım!”. Şu açık ki; İrlanda’nın buraya kadar gelmesinde en büyük pay Martin O’Neill’ın hocalık becerilerinin yanında İrlanda tribünlerinden yayılan o şahane türkülere ve marşlara ait!.. Korkmayın, lüzumsuz bir “12. adam” geyiği yapmıyorum; İrlanda Milli Takımı, bu türkülerin ve marşların rüzgârını kalbinde duyan ve bu türküleri ve marşları bir ağızdan tutturabilen futbolcularla sahaya çıktığı için Martin O’Neill’ın planları tutabildi. İrlanda, belki 2016 Avrupa Şampiyonası’nın yetenek olarak en zayıf takımlarından biri; ama bu turnuvada İrlanda kadar takım olabilen, Gündüz Kılıç’ın Galatasaray için sarf ettiği cümleyle söylersek “bir halatı birlikte çeken” bir takım da yok. Martin O’Neill ve İrlandalı taraftarların elindeki tek esaslı koz da bu; birliktelik, hırs, azim. Roy Keane de bu kozun en büyük simgesi olarak kulübede, Martin O’Neill’ın yanında değil mi?

O’Neill, bu birlikteliği, hırsı ve azmi birkaç oyuncuyla süslemeye çalışacak. Başarabilirse, İrlanda’nın en azından İtalya, İsveç ve Belçika’dan oluşan rakiplerini zorladığını görebiliriz. Ancak bugün İrlanda’nın elinde ne bir Cascarino var, ne Quinn, ne Alridge… Takımını muhtemelen 4-2-3-1 dizilişiyle sahaya çıkaracak olan Martin O’Neill’ın elinde biri sönmüş öbürü de pek ihtişamlı olmayan iki yıldız var: Robbie Keane ve Shane Long. Keane’in zaten bastonu elinde, tecrübe kontejanından kadroda ve muhtemelen maçlara yedek soyunacak. İleride Shane Long’un ilk tercih olacağı kesin. Ancak eğer İrlanda hücumu rakip savunmaları tedirgin etmek ve beni ve dostum Bobby’i sevindirmek istiyorsa Southampton forması giyen ve turnuvaya epey formda gelen Long’a diğer hücumcular da eşlik etmek zorunda; zira Shane Long’un bitiriciliği pek de parlak değil. Long’un hücum partnerleri sağ kanatta skora katkıda bulunması muhtemel Jonathan Walters, sol kanatta 24 yaşındaki Jeff Hendrick, forvet arkasındaysa bu sezon kariyerinin ikinci baharını yaşayan Norwichli Wes Hoolahan olacak. Hoolahan, İrlanda hücumu için en kilit oyunculardan biri. Yaş 34, iş bitmemiş bir abimiz olan Hoolahan’ın kilit pasları İrlanda’nın biricik yaratıcılık imkanı. Orta alanda yıllardır milli takımın değişilmezlerinden olan Glenn Whelan ve James McCarthy ikilisi, uyumlu ve çok dirençli ama üretkenlikten uzak bir ikili. Bu nedenle İrlandalı taraftarlar Hoolahan iyi oynasın, başına sakatlık falan gelmesin diye dualar edecekler.

İrlanda’nın hücum hattı, yaratıcılık/üretkenlik açısından zayıf dursa da rakip savunmaları tedirgin edebilir. Ancak savunmaya geldiğimizde, aman Allah! Grupta İrlanda’nın ilk rakibi İsveç olacak ve Ibrahimoviç’in ellerini ovuşturarak beklediğine eminim. Sağ bekte Seamus Coleman tamam, sol bekte de orta sahada da görev alabilen Robbie Brady oynayacak gibi duruyor. İkisi de belirli standardı olan, iyi futbolcular. Üstelik Brady bindirmeleri ve ortalarıyla önemli bir hücum silahı da olabilir. Fakat savunmanın göbeği rakip takımlar için bir maden. Uzun yıllar Manchester United forması altında izlediğimiz ve şu an Sunderland forması giyen John O’shea ile Derbyli Richard Keogh, savunmanın göbeğinde oynaması muhtemel iki isim. İkisi de tecrübeli oyuncular, ama zaman zaman ayakta uyudukları olabiliyor… İrlanda’nın bu bölgesi tam bir “konsantrasyon sorunu” ve “uyum sorunu” bölgesi. Şöyle söyleyelim: Türkiye savunmasını İrlanda’ya versek, nimet diye öper başlarına koyarlar. Kaleyi tutacak Darren Randolph’a Allah sabır versin diyoruz…

İrlanda Cumhuriyeti’nin belki en büyük özelliği hiç de genç olmamasına karşın yorulmak bilmeyen ve kaçak dövüşmeyen bir oyuncu grubuna sahip olması. Martin O’Neill’ın elinde yeteneği kısıtlı, oyunun seyrini değiştirebilecek ayarda bir yıldız oyuncusu olmayan, konsantrasyon sorunu yaşayabilen ama İrlanda tarihi gibi dirençli ve İrlanda türküleri gibi coşkulu bir kadro var. Açıkçası, bu kadroyla İtalya, Belçika ve İsveç’i geçmeleri zor. Ama sevinmek için sevseydik Fransa’yı tutardık…

Şaka bir yana, İrlandalı taraftarlar da başarılı olma ihtimallerinin çok düşük olduğunun farkındalar. Doğrusu, İrlanda’nın bu noktada oluşu bile başarı sayılabilir. Yalnız, rakip takımlar eğer İrlanda’yı küçümserlerse beklenmedik sonuçlarla da karşılaşabilirler. Nitekim Almanlar, 8 Ekim 2015’te oynanan eleme grubu maçında böyle bir sonuçla karşılaşmışlar, Shane Long’un golüyle 1-0 mağlup olmuşlardı. Çünkü karşılarında kolay pes etmeyen, oldukça tecrübeli ve dirençli bir takım vardı ve İtalya’nın, Belçika’nın, İsveç’in karşısında da aynı takım olacak.

****Merak edenler için: http://aykiriakademi.com/haber/haber-goster/421–sisli-tepe-de-yoldaslik.html