Makus Talih

Majesteleri Michael Jordan döneminde çoğu insanın NBA tarihinin en iyi takımı olarak gösterdiği Chicago Bulls, o dönemde 10 yılda tamı tamına 6 şampiyonluk kazanmış ve bunları yaparken iki defa three-peat (üç defa üst üste kazanarak) yapmıştı.

Gelen onca başarıdan sonra takımın o dönemki genel menajeri Jerry Krause, takımın yaşlanmasından dolayı büyük bir risk alarak yenilenme kararı almıştı. Hedef iyi bir draft sıralaması yakalayıp takımı genç oyuncular üzerine kurmaktı. Bunun için yapılan ilk hamle Scottie Pippen’ı Houston Rockets’a takaslamak oldu. NBA’in en büyük efsanelerinden biri olan ve kulübe tarihinin en büyük başarılarını tattırmış Phil Jackson ile sözleşme yenilenmedi. Her şey yetmezmiş gibi Majestelerine basketi bıraktırmaya çalıştılar. Bakınca bu bir intihardı neredeyse ki gelecek yıllar da bunu doğrular nitelikteydi. Takımın yan parçaları Dennis Rodman, Luc Longley ve halihazırda Golden State koçu olan Steve Kerr de yollanmıştı. Takımdan geriye Toni Kukoc ve Ron Harper kalmıştı. Yeni koç olarak da Tim Floyd ile anlaşıldı. Lokavtın olduğu senede ligler geç başlamıştı ve o sene ligde 50 maç oynanabildi. 50 karşılaşmanın sadece 13’ünde galibiyet alabilen Bulls o sezonki Miami maçında 50 sayı atarak ligdeki en az sayı atma ünvanının sahibi olmuştu. Evet, bahsettiğimiz takım rekorlara imza atan takım…

1999 yılında 1.sıradan draft seçim hakkı kazanan takım Elton Brand ve Phoenix’in draft hakkını kullanarak takıma Ron Artest’i katmıştı fakat sezon yine felaket geçmişti. 15 galibiyet 67 mağlubiyetle sezonu kapatan Bulls bir sonraki sezon da drafttan Jamal Crawford’ı takıma katmıştı. Sonuç ise yine hüsrandı… Sezon bu sefer de 17 galibiyet 65 mağlubiyet ile kapatılmıştı. 2004’e kadar bunun gibi bir çok skandal kararlar alınmıştı takımda. 2004 yılı ise Bulls için az da olsa toparlanma senesiydi.

Draftın 3. sırasından Ben Gordon’ı seçen ve yine Phoenix’in hakkını alarak kadrosuna Luol Deng’i katan Chicago, free agent olarak da Nocioni’yi kadrosuna dahil etti. Herkes için yeni bir umuttu bu sene fakat sezon yine felaket başlamıştı. İlk 9 maçında galibiyet yüzü göremeyen takım bir zaman sonra savunma gücünü arttırmış ve Gordon’ı takımın ana merkezine yerleştirmişti. Sezonu 47 galibiyet 35 mağlubiyetle tamamlayan ekip Majesteleri döneminden sonra ilk kez Play-Off yapabilmişti. Rakip Washington’dı. Serinin ilk iki maçını kazanan Bulls sonraki dört maçını kaybederek elenmişti fakat Ben Gordon yılın 6. adamı ödülünü kazanan ilk çaylak olmuştu.

2005-2006 sezonunun da bir önceki sezondan bir farkı yoktu. Ne şampiyonluk hedefleyen ne de draft kovalayan bir takımlardı. Sezonu 7.bitirerek Play-Off’ta o senenin şampiyonu olacak takım Miami Heat’e geçen seneki Wizards serisi gibi 4-2 kaybederek elendiler. 2006 draftları geldiğinde ilerleyen yıllarda tarihin en büyük hatalarından biri olarak gösterilecek bir işe imza atmıştı Chicago yönetimi. İkinci sıradan draft ettikleri Lemarcus Aldridge’i Khryapa ve Tyrus Thomas karşılığında Portland’a yollayan ekip, o dönemin pota altını karartan yıldız Ben Wallace ile 60 milyon dolarlık bir kontrat yapmışlardı. Bu sezona da geçtiğimiz iki sene gibi başlayan Bulls’un rakibi geçen seneki gibi Heat’ti. Bu sefer şeytanın bacağını kıran Boğalar seriyi 4-0 kazanarak Miami ekibini süpürmüştü. Evet, bunu son şampiyona karşı yapmışlardı. Bu seri galibiyeti Jordan’dan sonra alınan ilk seri galibiyetiydi. Bir sonraki seride rakibi Detroit’e 4-2 mağlup olan Bulls o sezon da Play-Off’a veda etmişti.

Bir sonraki sezon Play-Off’a kalamayan Chicago Bulls’un o seneki tek kazancı Joakim Noah olmuştu. Takvimler 2008 sezonunu gösterdiğinde kulübün makus talihi değişecekti belki de… Draft sıralamasında birinci sıradan seçmek için istatistiklere göre %1.7 şansı olan Chicago o rakamı tutturarak zoru başarmıştı. Kendi şehrinin çocuğu olan Derrick Rose’u draft eden ekip ikinci tur draftını da Ömer Aşık karşılığında takaslamıştı. Sezonu 44 galibiyet 44 mağlubiyet ile tamamlayan takım Play-Off’lara bu sefer 8.sıradan girebilmişti. Rakip ise o sezonu şampiyon tamamlayacak olan Boston Celtics’ti. NBA’in unutulmazları arasında yer alan seri, yedinci maçta sonlanmıştı. Derrick Rose serinin ilk maçında 36 sayı 11 asistle bir Play-Off maçında en yüksek rakamlara ulaşmıştı ve Kareem Abdul-Jabbar’ın rekorunu kırmıştı. Takım her ne kadar elense de ileriye yönelik çok olumlu sinyaller veriyordu Rose önderliğinde.

Bir sonraki sezonu da 41 galibiyet 41 mağlubiyetle bitiren Bulls 8.sırada kendine yer edinmişti. Bu sefer rakip LeBron James’li Cleveland’dı. Seriyi 4-1 kaybeden Chicago’da sezon sonunda koç Del Negro kovulmuştu.

2010 sezonu ise Bulls için küllerinden doğma sezonuydu adeta. Boston’ın asistan menajeri Tom Thibodeau takımın başına geçirilmiş, Kyle Korver ile sözleşme imzalanmış ve Ömer Aşık takımda tutulmuştu. Jordan’dan sonra ilk defa inanılmaz bir sezon geçiren Bulls’ta Derrick Rose normal sezonun MVP’si seçilmişti. Play-Off’larda bu sefer konferans finaline kadar yükselen Bulls bu sefer de finalde Miami Heat engelini geçememiş ve seriyi 4-1 kaybetmişti. Kağıt üzerinde bir şey kazanamasalar da o sezon her şeyden önce eski Bulls ruhunu kazanmışlardı.

Derrick Rose için geçen onca güzel günden sonra felaketler silsilesi artık başlıyordu. Sezona MVP apoletiyle başlayan ve yine mükemmel bir oyun ortaya koyuyordu ki Play-Off’lara az bir süre kala sakatlanmıştı. Kısa bir süre içerisinde geri dönme ihtimali varken koç Thibodeau onu riske etmemiş ve sezonun geri kalanında oynatmamıştı. Play-Off’larda rakip 76ers’tı. Maçın son dakikalarına doğru içeri penetre ederken belki de hayatını etkileyecek sakatlığı yaşamıştı ve çapraz bağlarını yırtmıştı. Çok uzun bir süre Chicago halkı ve NBA severler onu bekliyordu fakat Rose tamamen iyileşmeden geri dönmek istemiyordu. Sponsoru Adidas #thereturn başlığı altında reklam filmleri çekiyor ve taraftarları heyecanlandırıyordu. Derrick Rose bütün enerjisiyle geri dönmüştü. Kendisinin dediğine göre eskisinden daha da sağlamdı fakat oyun tarzı delici olduğundan aynı tarz pozisyonda aynı sakatlığı yaşamıştı ve sezonu yine kapamıştı. Bu hem Rose için hem de Bulls severler için bir yıkımdı adeta.

Bir sonraki sezonun Ocak ayında geri dönen Derrick Rose doktorların uyarısı nedeniyle Mart’ta sahalara geri döneceğini açıklamıştı fakat Mart’ta da oynayamayan Rose o sezonu hiç maç yapmadan kapatmıştı. Bir çok taraftarca ‘korkak, cesur değil’ gibi ağır eleştirilere maruz kalan Derrick Rose sonraki sezon sahalara geri dönmüştü. Döndüğü sezonun ilk maçı Indiana Pacers maçıydı ve o maçta 20 dakikada 13 sayı atmıştı. Kendisinin söylediğine göre bilimsel veriler eskisinden daha iyi zıpladığını gösteriyordu ve oyun stilini değiştirmeyecekti. Her ne kadar bunları söylese de eskiden korkusuzca potaya giden Rose yoktu artık ortalarda. Sakatlık belasını atlatamayan Derrick Rose bu sefer de Portland maçında sağ dizini incitmiş ve çekilen MR sonucunda bu sefer de sağ menüsküsünü yırtmıştı. Bulls yönetimi ameliyatın başarılı geçtiğini söylemişti fakat Rose o sezonun geri kalanında forma giyemedi.

29 Ekim 2014’te New York Knicks maçında sahalara geri dönen Derrick Rose maçı 13 sayı 5 asistle tamamlamıştı. Yaşadığı sakatlıklara rağmen asla vazgeçmeyen Derrick Rose kendisinden ümidi kesmekte olan Bulls taraftarlarına da güzel bir mesaj veriyordu ki 23 Şubat’taki Bucks maçında yeniden menüsküs sakatlığı yaşadı. Bu sefer ameliyat yerine fizik tedaviyi seçen Rose 20 maç kaçırmış ve sahalara Orlando Magic maçıyla geri dönmüştü. 76ers serisinden beri ilk kez Play-Off’larda süre bulabilen Derrick Rose ve arkadaşlarının ilk rakibi Bucks’tı. Seride MVP sezonu kadar olmasa da dominant bir oyun sergileyen Rose, 21.6 sayı ortalamayla seriyi takımına kazandırmıştı. Bir sonraki rakip ise Cavaliers’tı. Serinin 3. maçında son saniye basketiyle takımına maçı kazandıran Bulls 2-1 öne geçmişti fakat Cavaliers geri kalan üç maçı da kazanarak seriyi kazandı.

2015-2016 sezonun başında bu sefer de en olmayacak yerden sakatlanmıştı Rose. Sezon öncesi kampında yediği dirsekle göz çukurunda kırık oluşmuş ve 3-4 hafta sahalardan uzak kalmıştı. Sezonun ilk maçına da maskeyle çıkmıştı. Evet Rose bu sezon sakatlık belasından uzak kalmış, sağlıklı bir şekilde sezonu tamamlamıştı fakat ben ve benim gibi bir çok insan delici, atlet, kimseden korkmadan potaya giden Derrick Rose’u özlüyordu. Gün geçtikçe takımına yarardan çok zarar olmaya başlamıştı istemeden de olsa. Takımın bir diğer yıldızı Butler sene içinde Rose için ‘çalışma ahlakını beğenmiyorum’ gibi bir açıklama yapmıştı. Bu sözler Yılın Çaylağı, normal sezon MVP’si, All-Star ilk 5’ine seçilen bir insan için söylenmişti. Tüm bu olanları göz önüne alınca bu yaşananlar sonu mutsuz biten bir filmden farksızdı Bulls taraftarları için. Majestelerinden sonra ilk kez bir oyuncuyu böyle sahiplenmişler, ilk kez böyle bir sürklase eden performans görmüşlerdi fakat makus talihlerini bu sefer de sakatlık belası yüzünden yenememişlerdi.

Bulls taraftarı her ne kadar kendilerine güzel günler yaşatsa da Rose’un takıma daha fazla bir şey verebileceğini düşünmüyorlardı ve istemeden de olsa takas olması gerektiği görüşündelerdi. 22 Haziran itibariyle Derrick Rose efsanesi sakatlıklar yüzünden bitmişti Chicago Bulls için ve bir zamanların en iyi oyuncusu salary cap uğruna Calderon, Lopez ve Jerian Grant gibi vasat sayılabilecek oyuncular karşılığında New York’a gönderildi. Yeni neslin kahramanlarından biri olan Derrick Rose artık takımda kontrat yükü olan, sakatlık ismiyle özdeşleşmiş bir oyuncu oldu bu takasla. Bulls taraftarı yaşattığın her şey için minnettar sana Derrick!