Siyah Giyen Adam

Ertem Eğilmez’in 1980 yapımı meşhur filmi Banker Bilo’yu bilirsiniz. O filmin sonunda Bilo (İlyas Salman), Maho’nun (Şener Şen) kendisine söylediği türlü yalanlara ve çevirdiği dolaplara karşı artık aklını başına almış, oyunu kuralına göre oynamaya başlamıştır. Bütün malvarlığını Bilo’ya kaybeden, karısını bile köylüsüne kaybetmiş Maho’nun karşısında, Bilo’nun çok güzel bir repliği vardı;

“Sen Eski Bilo’yu arıyorsun. O yok artık, öldü. Sağolun, el birliğiyle öldürdünüz garibi. Saflığı, temizliği, insanlara sevgisi, sevdası, namusuyla yok oldu gitti garip. Bakın geride bu kaldı: Namussuz Bilo”

Diego Simeone’nin de tarzı ve Atletico’ya aşıladığı oyun felsefesi bu aslında. Real Madrid ve Barcelona; La Liga’da malvarlığı çok olan, ligdeki diğer takımları hem kadroları, hem gelirleri hem de taraftar potansiyeli ve dünya üzerindeki marka değeri ile adeta bir Maho pozisyonundaydılar. Atletico, Valencia, Sevilla gibi başaltı takımlar ve diğer La Liga garipleri de sömürülen diğer garip Bilo’ydular. Yani, en azından Atletico için konuşacak olursak, Gregorio Manzano’nun istifası sonrası boşalan Atletico menajerliğine Cholo’nun getirilmesine kadar.

Neydi peki Simeone’yi ve sonrasında Atletico’yu bu iki sömürücü takıma karşı kafa tutacak pozisyona getiren şey? Cholo bunu kendi deyimi ile ‘takım olgusu’na bağlıyor. Pekâlâ, takım olgusu Avrupa’da sistemi olan, altyapısı, üstyapısı, taraftarı ve yönetimi ile koordine olan hemen her takımda vardı. Fakat Arjantinlinin kastettiği başka bir şeydi. Tıpkı kendisini ‘Özel Biri’ olarak tanımlayan Jose Mourinho, yine ona karşı bir atıfta bulunarak Liverpool’a imza attığı gün şahsına ‘Normal Biri’ sıfatını takan Jürgen Klöpp gibi, onun da klasik yöntemleri kendi yorumuyla yoğurduğu bir terim olsa gerek.

article-2640806-1E2EE23C00000578-639_634x517

İşin teknik-taktik veya takım talimatları detaylarına girmiyorum, o da sünepe, garip, vur ağzına al lokmasını kıvamındaki Atletico’ya düzenin arsızlıklarını öğretti. Yeri geldi basın toplantılarında rakiplerine karşı iddialı cümleler kurdu. Yeri geldi sahada rakip taraftarları kışkırtacak davranışlarda bulundu. Hatta geçtiğimiz sezon Malaga maçında, rakip takım gole giderken top toplayıcı çocuğa, elindeki topu sahaya atmasını söyleyerek bir anlamda azmettirici konuma bile geldi.

Yani bir anlamda o da takımının gözünü açan, onun hakkını sonuna kadar arayan ve bunu zaman zaman adil olmayan yollara bile başvurarak yapan bir karaktere büründü. Buydu aslında onu da farklı biri kılan. Yaptıkları elbette her zaman doğru veya olması gereken şeyler değildi. Zira ülkemizde oynadığı sezonlarda yeterince koşmadığı ve takım savunmasına gelmeyip eli belinde beklediği konuşulan Arda için, takımın en çok koşan oyuncularından biri haline gelmesi, futbolun terimleriyle pek açıklanabilir bir şey değil. Haliyle bu da Simeone’nin bir motivatörlük başarısı.

Ancak günümüz futbol dünyasında hangi karakter beyaz ki? Bakalım Maradona’ya. Dünyanın kimilerine göre gelmiş geçmiş en iyisi. Kazanmadığı bireysel başarı, sahip olmadığı imkânlar yok. Fakat hepsini bileğinin hakkıyla elde ettiğini söyleyebilecek kadar gözümüzü yumamayız. Aynı Maradona, İngiltere maçında ‘Tanrı’nın Eli’ lakabını alan adam aynı zamanda. Hakeza, veliahtı denilen, yine kimilerine göre boynuzun kulağı geçtiği Messi de öyle. Maradona’nın, Tanrı’nın Eli olarak anılmaya başlandığı pozisyonun birebir kopyası Messi’nin de geçmişinde yok muydu? Ya da vergi kaçırmaları, offshore hesaplarda tuttuğu meşhur Panama Belgeleri skandalları. Ya da Özel Biri’sine bakalım. Acaba kaç tane maçı manipüle ederek kazanmış? Bir El Clasico maçında -toprağı bol olsun- Tito Vilanova’nın gözünü çıkarmaya yeltenmesi ile neyi amaçlamış?

Görüldüğü gibi Simeone de, tıpkı diğer meslektaşları ve sahadaki yıldızlar gibi siyah ya da beyaz değilmiş. O da diğerleri gibi gri. Hatta çoğu zaman Atletico maçlarında kulübede siyah takım elbise, siyah gömlek siyah kravatı ile duruyor. Bu bile belki bir işaret olabilir. (ironi yapıyorum)

GettyImages-502950514.0

Fakat her ne olursa olsun, sahada takımını 90 dakika uyarıyor olması, yarı sinirli-yarı gergin bir vücut dilinin olması, gerektiğinde rakip takım, hakemler veya taraftarlarla polemiğe girmekten kaçınmaması, hatta ipin ucunu kaçırarak top toplayıcı çocuğu, sahaya top attırmaya zorlaması, onun antrenörlük stilini bizlere açıklıyor.

İşte El Cholo’nun, Atletico Madrid’in gerçek yıldızının vecizeleri. Onu bizler anlatamadık, bırakalım kendi kendisini anlatsın.

“Bir futbolcu grubu sizinle olmak zorundadır. Eğer şüphe duyuyorsa, sana güvenmiyorsa, sana inanmıyordur. Böyle bir grup da çeşitli engellerle başarısızlık yoluna götürür.”

“Madrid ve Barcelona farklı bir ligde oynuyor. Bu durum, geri kalan takımlar için üçüncülük ve dördüncülük hedefi belirlemelerine yol açıyor. Şimdi bizim gibi takımlar yeni ve adaletli bir televizyon geliri dağıtımı bekliyorlar. Zira La Liga, bu iki takımdan hangisinin kazanacağını beklemek ile geçiyor.”

“‘Cholo’ nickini Velez genç antrenörü Oscar Nessi taktı. Onun, Boca’da çalışırken Cholo nickine sahip, adı Simeone olan bir futbolcusu varmış. Oscar bir gün beni ‘Hey Cholo!’ diye çağırdı. Bundan sonra adım Cholo oldu.”

“Bir takım, sahada olan 11 kişi, yedek kulübesinde oturanlar ve o gün maç kadrosunda olmayanlardan oluşur. Bir kupayı asla sahadaki 11 oyuncu kazanmaz. Bu zafer 24-25 oyuncunun, kulübedeki antrenörlerin, hatta VIP’te oturan başkanın başarısıdır.”

“Takımımı tıpkı ailemi yönlendirir gibi yönetiyorum. Bu hissiyat, herkese bir sorumluluk yüklüyor, sahayı sulayanından tutun başkanına kadar. Takım yönetmenin de en zor kısmı da bu, herkesin bu grupta olduğuna inandırmak. Hal böyle olunca her şey daha da kolaylaşıyor.”

“Ronaldo ve Ramos’a güldüğüm, onlara hakaret ettiğim için özür diliyorum. Zira gerçek aktör Neymar’mış.”

“Oyuncularımın annelerine teşekkür ediyorum, onları böyle t…klı bir futbolcu olarak doğurdukları için.”

“Bana kaçık diyebilirsiniz. Çünkü asla Real Madrid’i çalıştırmak istemiyorum. Ben Racing ve Atletico taraftarıyım. Asla Independiente ve Real Madrid’i çalıştırmayacağım. Bu çok aptalca bir durum olur. Hayatta iki şeyi değiştiremezsiniz, biri anne ve babanızı, diğeri de tuttuğunuz takımı.”

“Bir final maçı olduğunda, takım konuşmasında nelerden bahsedeceğimi oyuncularım bilirler.’Final maçında oynamayacaksınız, onu kazanacaksınız!’”

“Bir işin, sıkı çalışma ve kararlıkla üstesinden gelinebileceği inancıyla onu asla şansa bırakmak istemem. Zira şansa pek inanmıyorum. Ben sıkı çalışmaya, kararlılığa ve kapasiteniz doğrultusunda hareket etmeye inanıyorum.”

Ve onun bu zafer yolculuğunda aynı ekipte olan isimler bakalım neler söylemiş;

Patxi Ferreira: “Simeone, sahada takım arkadaşım olmasından daha fazla, bir savaşa giderken yanımda olmasını isteyeceğim bir lider.”

Antoine Griezmann: “Simeone, takım idmanları ve bireysel egzersizlerimde büyük bir titizlik, disiplin ve yoğunluk ile çalıştı. Bu durum da beni tamamen değiştirdi. Takımımla ilk altı ay tamamen bununla mücadele ettim. Çalıştım, çok çalıştım ve şimdi kulüp için önemli bir oyuncuyum. Simeone sizin fiyatınızı ve itibarınızı umursamıyor. Ya onun stiline uygun oyuncusunuzdur ya da değilsinizdir. O, başarıya ulaşmanın yolunun oyuncularını buna inandırmakla gerçekleşeceğine inanıyor.”

Dasg Yazar