Vasıfsız Başkan Aranıyor!

Bir Galatasaray geleneği olarak yönetim bozukluğu ve çöküş dönemi… Kendimi bildim bileli Galatasaray’da bir yönetim bozukluğu, müthiş vaatler ve icraatsizlik her zaman mevcuttu hala da mevcut bu huy. Galatasaray’ın iyi geçen 2-3 sezonunun ardından hep bir çöküş ve Avrupa kupalarına gidemediği, orta sıra takımı olduğu dönemi vardır. Bu dönemlerde saçma sapan transferler yapılır, gelen teknik direktörün yada başkanın belki de transferlerden cebi dolar ve takım 2 sene boyunca o çöpleri temizlemekten kendine gelemez. Canaydın döneminden sonra Galatasaray’da bu dengeler hiçbir zaman yerine oturmadı.

Adnan Polat, Ünal Aysal, Duygun Yarsuvat ve Dursun Özbek. 20.45 ile başlayan Adnan Polat döneminde güzel günle görüleceği düşünüldü hep. “Muhalefet olma, takım bizim” görüşü ile kendi tahtını kendi sallayan yöneticiler oldu. ”En büyük transfer Haldun Üstünel” dendi, Haldun Üstünel yollandı. Florya çok iyi dendi Florya’ya müdahale edildi. Eskisi gibi yapsın takımı diye getirilen Kalli yollandı, Galatasaray’a belki de en iyi topu oynatan-oynatacak olan Rijkaard harcandı. Ve sonrasında karşınızda yeni Galatasaray.

Sene 2010-2011. Kadroda Mustafa Sarp, Ali Turan, Zapata, Culio, Çağlar gibi Galatasaray kalitesinde olmayan bir çok isim vardı. Misimovic gibi bir transfere 7M € verildi, kim bilir kimlerin cebi doldu ve ara transfer döneminde takımdan 2.9M €’ya yollandı. Galatasaray yönetimi iyice can yakmaya başlamıştı ki 14 Mayıs 2011 tarihi geldi ve kara bulutlar yavaş yavaş gitmeye başladı.

Galatasaray’ın kara bulutları Ünal Aysal ile yok ettiği güneşli günlere yolculuğa çıktığı dönem… Ünal Aysal geldiğinde “ben futboldan anlamıyorum ama futboldan anlayandan anlıyorum” demişti ve takımın başına Fatih Terim gelmiş (her kötü Galatasaray döneminden sonra olduğu gibi) taraftarlar umut beslemeye başlamıştı. Selçuk İnan, Albert Riera, Felipe Melo, Fernando Muslera, Johan Elmander, Tomas Ujfalusi, Emmanuel Eboue gibi oyuncular transfer edilmişti. O günlerde çevremdekilere de “Müthiş olacak şu 2-3 sene ama sonrasında çöker Galatasaray, batar bu klüp” demiştim. Öyle de olacaktı zamanla. Galatasaray’ın gövde gösterisi başlamıştı. Sezon sonu play-off sistemine rağmen şampiyonluk gelmişti.

Sonraki sezonda da işler farklı yürümemişti sezon başında Burak Yılmaz, Hamit Altıntop, Nordin Amrabat gelmiş Felipe Melo tekrar kiralanmış öyle bir kadro kurulmuştu ki Galatasaray’da her şey müthiş gidiyordu. Ara transfer döneminde Wesley Sneijder ve Didier Drogba gelmiş ve taraftarlara öyle güzel bir kadro sunulmuştu ki mutlu olunmaması elde değildi. Ne umutlar besleniyordu… Ve bu umutlar gayet güzel bir biçimde karşılık buluyordu. Galatasaray taraftarı her şeyden memnundu ancak işler gerçekten düzgün ilerliyor muydu? Çünkü 2011-2012 ve 2012-2013 sezonlarında Galatasaray 25 transfer yapmıştı ve bu transferlere 72M €’luk bir ücret ödenmişti. Peki ya karşılığı var mıydı bunların?

Herşeyin yavaş yavaş kötüye gitmeye başladığı yada taraftarın yavaş yavaş bunu farkettiği dönemler başlamıştı Galatasaray için. 25 Eylül 2013 tarihinde Fatih Terim ile Ünal Aysal arasında bazı tatsızlıklar yaşanmış ve Terim her zamanki gibi Galatasaray’ı bırakmıştı. Her iyi giden Galatasaray döneminde yaptığı gibi zirvede bırakmıştı Galatasaray’ı ve çekip gitmişti. Kuzenimin o dönemde Fatih Terim’in kapısına giden taraftarlar arasında olduğunu biliyorum. Gitmemesi için belki de ona yalvaran Galatasaray taraftarları… Buna rağmen, zamanında arkasından söylemediğini bırakmadığı insanlarla beraber çalışmak uğruna bıraktı İm”para”tor Galatasaray’ı…

Sonrasında Roberto Mancini dönemi başladı. Dünyaca ünlü teknik direktör gelmiş ve Galatasaray yine umutlar beslemişti. Ama bu sefer transfer planlaması önceki seneler gibi sonuçlar vermemişti. 10M€ ya alınan Bruma’dan sakatlığı nedeni ile faydalanılamamış ve gelecek sezonda Galatasaray yönetimi, ara transfer döneminde alınan futbolcuların %90’ından kurtulmaya çalışmıştı. Her ne kadar ligde ikinci olsa ve efsanevi bir Juventus galibiyeti ile Şampiyonlar Ligi’nde müthiş bir duygu yaşatsa da Roberto Mancini kendi taktiğini Galatasaray’a tam olarak yansıtamamıştı ve 12 Haziran 2014’te Galatasaray ile yollarını ayırdı. Sonra günler geçti…

Ünal Aysal döneminin son günleri geliyordu. Prandelli ile sözleşme imzalanmış ve Galatasaray artık kötü gidişin sinyallerini çok net vermişti. Öyle ki Prandelli yollandığında her şey apaçık ortadaydı ve direkt “battık biz battık” yazısını asmıştı yönetim kapıya. Duygun Yarsuvat bir şeyleri toparlamaya çalıştı. Hiç transfer yapmadı, Hamza Hamzaoğlu’na bıraktı takımı, Galatasaray’ı düzeltmeye çalıştı kısa zamanda. Sonrasında ise yeni yönetim seçildi ve başa gelen çekilmeye başlandı.

Dursun Özbek. Galatasaray’a gelirken Zlatan vaadi veren, insanları her açıklamasında kandıran sonrasında ise “ya ben öyle demedim ben başarı dedim” gibi saçma açıklamalar ile geçiştiren, futboldan anlamayan adamları futbol şubeye sokan, aile şirketi yönetirmişçesine klüp yönetmeye çalışan bir zihniyet… Transfer yapmaktan aciz, hiçbir planlaması olmayan yüce yönetim. Reklam anlaşmaları yaparken “en iyi teklif için çabalıyoruz belki de Galatasaray tarihinin en iyi anlaşmalarını yapacağız” diyip 3 araba 5 daireye reklam alındı Galatasaray klübüne. Sabri ve Hamit ile yüksek bütçeli sözleşmeler imzalandı. Bu da yetmezmiş gibi üstüne Sneijder gibi Muslera gibi oyunculara cezalar kesildi ve bu cezalarla resmen gidin bu takımdan denildi. (Wesley Sneijder’in kampa katılmamasından dolayı ceza verilmesine karşı değilim ancak bu kadar yüksek bir ücret olması bazı şeylerin bilerek yapıldığının göstergesi konumunda). Geçen sene de olduğu gibi (aslında her zaman olduğu gibi) kamp dönemine yetişecek denen transferler yapılmadı, “Haziran başında teknik direktörümüz açıklanacak“ dendi açıklanmadı. Galatasaray’ın belki son zamanlarda aldığı en iyi sol beklerden biri olan Alex Telles oynatılmak değerlendirilmek yerine satıldı. Aslında Dursun Özbek yönetiminde Galatasaray’da ne deniyorsa yapılmadı. Bu takıma zarar verdiğimiz anda istifa ederiz dendi o bile yapılmadı.

Galatasaray taraftarının her zaman yaşadığı şeyler sonuçta bunlar. Buda gelir, buda geçer. Şuan Galatasaray taraftarının, Galatasaray sevdalılarının yapabildiği tek şey galiba FM veya FIFA oynayıp kendi takımlarını yöneterek yani yönetimi düzelterek kendini tatmin etmek olsa gerek. “Yönetim istifa!” demenin de fayda etmediği bu günlerde eğer ki bir yanlışlık olur da istifa etmeyi akıllarına getirirler ve giderlerse hiç şüphesiz minnettar kalınır. Ancak gelecek olan yeni başkan için aranan özelliklerin başında “zengin olması, İngilizce, Fransızca gibi dilleri bilmesi, holdingleri olması yerine “Galatasaray’ın dilinden konuşması” kriteri aranırsa her şeyin daha güzel olacağı kesin…

Güzel günlerde yeni yazılarda…