Uefa Sopası Sonrası Transferde Yol Haritası

 

Euro 2016 Avrupa şampiyonasının sonlarına yaklaştığımız şu günlerde 16/17 sezonuna yavaş yavaş adapte olabiliriz artık. Dünya kupaları ve Avrupa şampiyonaları futbol severlerin yazına ayrıca bir renk katar ama kulüp takımlarına olan ilgiden de biraz çalarlar. Bunda önemli etkenlerden biri de takımların transfer için şampiyona sonralarını beklemeleridir. Piyasası yüksek futbolcularının son bir kez vitrinde boy gösterip biraz daha değerlenmesini düşünüyor kulüpler ve haksız da değiller bu konuda.

Yukarıda bahsettiğimiz durum parasını verip transferini yapan takımlar için geçerli tabi. İşin bir de bonservisi sona ermiş futbolcular kısmı var. Burada ise biraz acele edilmesi bonservissiz oyuncuyu kaçırmamak adına önem teşkil ediyor.

Günümüzde bonservisi elinde futbolcularla anlaşmak belki 10 sene öncesine oranla biraz daha zorlaştı. Kendi piyasasının farkında olan futbolcular ve menajerleri bu durumu başarılı bir şekilde lehlerine kullanmaya başladılar. Oyuncular bonservis bedeli olmadan yapacakları transferlerden dolayı imza parası ve menajer ücreti adı altında paralar talep etmekteler. Bu olay tabi ki yeni bir şey değil ama son yıllarda bu rakamlar fahiş boyutlara tırmandı. Orta seviye bir futbolcunun o günkü bonservis bedelinin hemen hemen yarısı kadar yükseklere çıkabiliyor bu bahsettiğimiz iki kalem. Hatta bonservis bedeli ödenmeyecek olan oyuncu yeri geliyor bunu fazla maaş almak için bile kullanabiliyor. Burada sanki oyuncuların bu yaptığını eleştiriyor gibi gözükmek istemem. Sonuçta bu bir arz talep meselesidir. Eleştiri kısmına birazdan ülke kulüplerimiz özelinde yazacaklarımda gireceğim.

Medyadaki klasik tabirle UEFA sopasını gören kulüplerimiz artık transfer dönemlerinde ince eleyip sık dokumak zorundalar. Finansal Fair Play kuralları artık kulüplerin har vurup harman savurmasına engel oluyor.( Hala bütün Avrupa kulüplerine eşit yaptırımlar uygulanmadığını bir kenara bırakıyorum bu kısımda!) Özellikle Türk futbolu adına bu uzun zamandır istediğim bir uygulamaydı. Zira yapılan yatırımların boyutu çılgınlık seviyesine gelmeye başlamıştı. Bu çılgınlık karşılığını verebilse yine biraz hoşgörülebilirdi belki. Ancak bu yatırımlar ülkemizde lig şampiyonluğundan öteye geçemedi. Bu şampiyonluğu da sadece bir takım tadabildiği için de diğer takımlar yaptıkları hesapsız kitapsız harcamaların ceremesini çektiler ve çekiyorlar.

Avrupa’nın 5 büyük liginde dahi alamayacakları maaşları verir oldu büyük takımlarımız futbolcularına. Tribünde yönetimde bir yıldız sevdasıdır yıllardır gidiyor. Anelka’nın bonusu diye gelip bizleri utandıran Ribery ve onun gibi daha bir sürü örnek bile akıllanmamız için yeterli değildi maalesef. Aşağıda rakamlarla daha somut olarak bazı araştırmalara yer vereceğim. Ve bunları mantıklı hale getirtmek için bazı kıyaslamalarda bulunacağım. Bu yazımda sadece bonservis kısmına yer vereceğim. Yine onun kadar önemli bir başka konu olan sözleşme şartları ve ödenen maaşlarla ilgili de ayrıca bir yazı yazmayı planlıyorum.

Önce 3 büyük takımımızla ilgili bazı rakamlarla başlamak istiyorum. Son 3 sezonda sadece bonservis ücretlerine baktığımızda Galatasaray’ın 41.5 milyon Euro, Fenerbahçe’nin 40.5 milyon Euro ve Beşiktaş’ın ise 12.2 milyon Euro zarar ettiğini görüyoruz. Yapılan zararın azlığı ve buna rağmen gelen şampiyonluktan ötürü Beşiktaş’ı bu eleştirilerden uzak tutuyorum. Hatta Beşiktaş’ın diğer iki kulüp için bu anlamda harika bir rol model olduğunu düşünüyorum.

FFP’den dolayı hem Galatasaray hem Fenerbahçe zaten biraz fren yapmaya başladı ama bunun gerçekleşmesi için FFP’yi beklemeye gerek yoktu. FFP aslında malumun ilanı oldu. UEFA uluslar sıralamasında hemen altımızda ve üstümüzde yer alan ülkelerin büyük kulüplerinde bu durum nasıl şimdi onlara bir bakalım.

Belçika’da Anderlecht son 3 senelik süreçte 40 milyon Euro, Standart Liege ise 13 milyon Euro kar etti. İsviçre’de  Basel 44 milyon Euro kar ederken yine rakiplerimizden olan Hollanda’da ise PSV 65 milyon Euro, Ajax 28 milyon Euro kar ettiler.

Ülke olarak biz bu kulüplerle başa çıkabilmek adına milyonlarca Euro zarar ediyoruz. Karşılığında ise eğer çok iyiyse takımlarımız belki bir çeyrek final görüyoruz. Bu yüzdendir ki kendimizi Avrupa’nın dev takımlarıyla kıyaslamadan önce gerçekçi olup, şapkayı bu doğrultuda önümüze koyup radikal kararlar almalıyız. Ancak bu sayede yine belki o kendimizi kıyasladığımız Avrupa devlerine yaklaşabiliriz.

  • Takımlarımız şunu kabul etmeli öncelikle: Uygun bir ücretle gelindiğinde (uygun ücretten kasıt belirli bir oranda kar etmektir.) satılmayacak hiçbir futbolcu olmamalı.
  • Yerli futbolcu transferlerinde alıp karlı bir şekilde satma ihtimalinin neredeyse hiç olmadığını bilerekten yüksek bonservis bedellerinden kaçınılmalı. Mümkünse bu oyuncular bonservissiz ya da düşük bonservislerle kadroya dâhil edilmeli.
  • Eldeki yabancı futbolculardan sözleşmesinde son senesine gelmiş futbolculara duruma göre iki ihtimalli teklif sunulmalı. Daha düşük veya aynı ücretlerle kontrat yenileme teklif edilmeli. Eğer oyuncu kabul etmiyorsa zarar bile edilse elden çıkartılmalı. Sene sonunda bonservissiz ayrılmasından her türlü iyidir bu mantık.
  • Özellikle yukarıda bahsettiğim kar/zarar durumu makul seviyelere inene kadar bonservissiz oyunculara yönelmeliler.

Parayı basıp futbolcu almanın dışında, futbol aklımızca çözümler ürettiğimiz müddetçe ülke futbolu olarak ilerleyebiliriz. Belçika ve Hollanda’da büyük kulüplerin yaptıklarını romantik bir şekilde anlatmayı ve dinlemeyi ülke olarak çok seviyoruz. Artık uygulamanın da zamanı geldi de geçiyor. UEFA sopasıyla da olsa kendi romantik hikâyemizi yazmamız dileğiyle…