O Eski Halimden Eser Yok Şimdi…

Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi ön eleme rakibi olarak açıklandığı ilk an, krallığın ve zenginliğin gölgesinde bir futbol kulübü olmasının aksine, 2003-2004 sezonundaki Şampiyonlar Ligi’nde yaşadığı başarısı gözümün önüne gelir, İbrahim Tatlıses’ten “o eski halimden eser yok şimdi…” kulağımda çınlar.

Kulübün tarihine gelirsek, 1950’li yıllarda kendilerini Ligue 1’de buldular ve 1980’li yıllara kadar inişli çıkışlı bir grafik çizdiler. 1970’li yıllarda dünyaya total futbolu kabul ettiren Rumen teknik direktör Ștefan Kovács ve 1974 Dünya Kupası’nda Hollanda’yı çalıştıran Rinus Michels’ten oldukça etkilendiler. Çünkü 1986 yılında Ştefan Kovács’ı takımın başına getirdiler. Bu akımın devamında 1987’de Arsène Wenger takımın başına geldi. Wenger döneminde, kulüp ilk Ligue 1 şampiyonluğunu yaşadı. 1990’lı yıllar, Monaco için “breakthrough” dönemiydi. Wenger kulüpteki altyapı çalışmalarında çok iyi idare ettiriyor ve 1992 senesinde Thierry Henry adındaki Paris varoşlarında yaşayan 15 yaşındaki bir genci tüm dünyayla tanıştırmaya hazırlanıyordu. A takımda ise, 20’li yaşlarının başlarında olan, Youri Djorkaeff, Lilian Thuram, Emmanuel Petit, George Weah ve Jürgen Klinsmann ile birlikte dinamik bir takım kurma çabasındaydı. Kurduğu bu dinamik kadro 1992’de Werder Bremen’e karşı “Kupa Galipleri Kupası” finali kaybetti. 1994 senesinde kulüp, Marsilya ile birlikte şikeye karışınca, Wenger takımından gönderildi.

1995 senesinde, tanıdık bir isim takımın başına geçiyordu, Jean Tigana. Tigana önderliğinde iki lig şampiyonluğu yaşadılar. Bu şampiyonluklarda genç yıldızlar David Trézeguet, Thierry Henry ve Sonny Anderson büyük rol oynamıştı.

1999 senesinde görevi bırakan Tigana’nın yerine, takımın ön liberosu Claude Puel futbolu bırakır bırakmaz görevin başına getirilmişti. Puel, şaşalı günlerden biraz uzak, maddi sıkıntılarla boğuşan bir takımın başına gelmişti. Sonny Anderson, Thierry Henry ve David Trézeguet takımdan ayrılmışlardı. Çünkü tüm ülkede kulübün maddi sıkıntıları olduğunda dair dedikodular çıkıyor, futbolcular durumdan şikayet ediyorlardı.

2003 senesinde federasyon, ligi ikinci bitirmelerine rağmen Monaco’nun borçlarından dolayı küme düşürülmesi için karar verdi. 50 milyon euro borcu bulunan kulüp, borçların ödenmesinden sonra, 1 sene içinde yeniden yapılanmaya girdiler. Takımın başına Didier Deschamps getirilmişti. Bir dönem Ankaragücü’nde izlediğimiz Jerôme Rothen, Lyon’dan transfer edilen Ludovic Giuly ve Los Galacticos dönemine denk gelen Fernando Morientes takıma katıldı. Küme düşürülmenin eşiğinden dönen Monaco, 97 yıllık tarihinin en şaşalı dönemini 2003-2004 sezonunda Jose Mourinho’nun Porto’suna Şampiyonlar Ligi finali kaybederek yaşadı. Sonraki dönemlerde istikrarı bir türlü yakalayamayan Monaco, 2010-2011 sezonunda küme düştü. Şampiyonlar Ligi’nin spot ışıklarının hedefinde olan bir kulübün, ikinci lige düşmesi, kulübün inişli çıkışlı tarihini özetler cinstendi.

2011 senesinin Aralık ayında, Rus milyarder Dmitry Rybolovlev takımı satın aldı. 2012-2013 senesinde takımın başına Ranieri’yi getirdi ve o sezon takım yeniden Ligue 1’e yükseldi. 2013 yazında takıma, James Rodriguez ve João Moutinho Porto’dan toplam 70 milyon euro bedelle, Atlético Madrid’den Radamel Falcao, 60 milyon euro bedelle transfer oldu. Çok paranın her zaman saadet getirmediğini Monaco’da da görmüş olduk. Zaten Monaco’nun Katarların elinde bulunan Paris Saint-Germain’e rakip olması çok zordu. Bu transferlerin içinden Falcao geldiği ilk sezon çapraz bağlarını kopardı, Moutinho inişli çıkışlı oynadı. Göze batan isimler Anthony Martial ve James Rodriguez’di. Rodriguez 80 milyon euro’ya Real Madrid’in, Martial ise Manchester’ın kırmızı yakasının yolunu tuttu.

Gidenlerin ardından Monaco, Leonardo Jardim’i takımın başına getirdi ve klasik 4-2-3-1 taktiğini kullanıyorlar.
1479581_AS_Monaco_FC
Maç başlarken dizilişleri böyle. Klasik 4-2-3-1 oynuyorlar. Ön liberoda Bakayoko ve João Moutinho var.

Hücuma çıktıkları zaman stoperleri geride bırakıp beklerin kanat bindirmeleriyle kolektif bir hücumu tercih ediyorlar. Bernardo Silva, Moutinho’nun yanına yaklaşıyor. Dirar ve Cavaleiro, Falcao’yu destekleyerek hücumda kolay çoğalıyorlar.

Leonardo Jardim’in B planında ise 4-4-2 var. Fakat hazırlık maçlarında gördük ki 4-4-2 sistemi 4-2-3-1 kadar güven vermemiş gibi gözüküyor. Çünkü Monaco bu hazırlık maçlarında kolay gol yedi.

Dediğim gibi Monaco enteresan bir takım, ne zaman ne yapacaklarını tam kestiremiyoruz, gelin geçen sezon oynadığı 2 önemli maçını inceleyelim.

İlk olarak Paris’te kazandıkları 2-0’lık PSG maçı.

monaco-fermeture-cotes-1024x640

Görüldüğü gibi her şey ortada, topun olduğu yerde iyi alan daraltıp, PSG’nin pas yapmasını zorlaştırmaya çalışıyorlar.

paris-danger-1024x640

Çok değil 40 saniye sonra PSG’nin hızlı ayaklarının, Monaco’nun ağır kalan geri dörtlüsünü çalımlarla çok rahat geçtiğini görebilyoruz.

monaco-lignepasse-1024x640

1 oyuncu dışında tüm oyuncular topun karşısında ve adam adama savunma yapıyor. Markaj özelliği yüksek oyuncularla PSG’nin hücum oyuncularını kitliyorlar ve topu kapıyorlar.

monaco-ligne-passe2-1024x640

Gördüğünüz gibi rakip oyunculara yakın oynayarak topu kazanıp hücuma çıkmaya çalışıyorlar.

danger-monaco-profondeur-1024x640

Monaco savunmasının en büyük defolarından birisi defans arkasına atılan toplar. Savunma oyuncularının ayakları oldukça ağır ve yavaş oldukları için defansın arkasına atılan toplar Monaco için çok büyük tehdit.

bakayoko-sortie11-1024x640

PSG hücumdayken topyekün savunmada bulunan bir Monaco var. Top kaptırıldığında birden hızlı hücuma çıkıyorlar. Bakayoko’nun sağ kanada bıraktığı top ve devamı;

bakayoko-sortie21-1024x640

Bu atak sonuçsuz olsa da PSG defansı için ciddi bir tehditti.

Adsızmonacogol1

Ortasahada kaptırılan bir PSG topu ve bulunan boş alan. Bakayoko’nun pasında Lemar topla buluşuyor.

Adsızmonacogol2

Çizgiye inip arkada kendini unutturan Wagner Love’u görüyor 1-0.

Hücum pres Jardim’in en önemli silahlarından birisi. Bu maçta bunun en güzel örneklerinden birisi ise sağbek Fabinho’nun PSG ceza sahasında yaptığı pres ve kazanılan penaltı.

monacogolpenalti

monacopenalti2

Fabinho, David Luiz’den topu kapıyor ve penaltı yapılıyor. Skor 2-0.

Bu maç Monaco’nun büyük maçlarda odaklandığı zaman neler yapabileceğinin ufak bir örneği. Savunma zaafiyetlerine gelir isek, 6-1 kaybettikleri Lyon maçından bir kaç pozisyonu inceleyelim.

Adsız

Ortada topla buluşan Lacazette yerleşik Monaco defansını aşmak için topu aradan Ghezzal’ın önüne bırakıyor. 1-0

Adsız1.gol

Duran top pozisyonlarındaki yerleşim hatalarını bu fotoğrafta çok rahat görebiliyoruz. Arkada M’Biwa çok rahat bitiriyor.

Adsız2

Gelelim asıl soruya. Fenerbahçe turu geçmek için ne yapmalı, nasıl oynamalı?

Fenerbahçe’nin çabuk hücuma çıkabilmesi gerek. Keza ağır defans oyuncularına karşı hızlı ayaklarıyla pozisyon bulabilmesi çok önemli. Ama gerçek şu ki topu ön bölgeye rahatlıkla götürebilecek oyuncusunu Valencia’ya gönderdi.

Akıllı ve sabırlı oynaması gerek. Defans arkasına atılan toplarla bulunacak pozisyonlar Fenerbahçe için oldukça önemli.

Fenerbahçe defansta da fazla fırsat vermemeli, iyi şekilde odaklanıp defans çizgisini bozmaması gerek. Nabil Dirar, Thomas Lemar ve Falcao gibi önemli tehditler var.

Sonuç olarak Fenerbahçe, basit ve akıllı oynamalı. Bu oyun düşüncesi sahaya yansıdığı takdirde Fenerbahçe’nin bu turu geçememesi için hiçbir sebep yok.

Her ne kadar Rostov’un, Young Boys’un, PAOK’un ve Steaua Bükreş’in olduğu takımlar arasından en dişli takım olan Monaco’yla eşleşse de bu turdaki şansını %50 görüyorum. Bakalım bu turda neler olacak, hep birlikte göreceğiz.

Baki Acar Yazar